Ankara’da henüz üniversite yokken, 1936’da faaliyete geçmiş olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin bünyesinde, Almanya’dan gelen Herbert Louis başkanlığında Coğrafya Enstitüsü (1936-1947) kurulmuş ve enstitüye Türk dili ve Türk tarihi gibi Türkiye coğrafyasını araştırma görevi yüklenmişti. 1946’da Ankara Üniversitesi çatısı altına giren Coğrafya Enstitüsü, aynı yıl çıkarılan Üniversiteler Kanunu ile akademik teşkilatında değişiklik yaşadı ve üç kürsü oluşturuldu: Fiziki Coğrafya ve Jeoloji, Beşeri ve İktisadi Coğrafya ve Ülkeler Coğrafyası. 1981’de çıkarılan Yükseköğretim Kanunu’ndan sonra Coğrafya Bölümü adını alan birimin teşkilat yapısı, dört anabilim dalı şeklinde yeniden düzenlendi ve bugünkü halini aldı: Fiziki Coğrafya, Beşeri ve İktisadi Coğrafya, Türkiye Coğrafyası ve Bölgesel Coğrafya (1991).

Fiziki Coğrafya ve Jeoloji Kürsüsü, önce Mac Callien’in (1944-1950), onun ayrılmasından sonra da Prof. Dr. Reşat İzbırak’ın başkanlığında faaliyet gösterdi. İzbırak, Humboldt-Richthofen Okulu’nun fikirlerinden esinlemiş ve Alman Coğrafyası’nın etkilerini taşıyan bir fiziki coğrafya anlayışını temsil ediyordu. Aynı etki, eğitimini Almanya’da almış olan Beşeri ve İktisadi Coğrafya Kürsüsü’nün başkanı İbrahim Danyal Bediz’de de hissedilmekteydi ki o da Ritter-Ratzel ekolünün taraftarı durumundaydı. Fransa’da yetişmiş ve Ülkeler Coğrafyası’nın başındaki Prof. Cemal Arif Alagöz ise, Fransız Bölgesel ekolünün sıkı bir izleyicisi durumundaydı. Ankara Coğrafya Bölümü’nün ilk yıllarında coğrafi felsefesine gerek fiziki gerek beşeri ve gerekse ülkeler coğrafyası alanlarında, Alman ve Fransız coğrafi yaklaşımlarının kuvvetli etkileri oldu ve bu etki ilk temsilcilerden sonra da uzun yıllar bölümde etkilerini sürdürdü. Bu üç kürsünün elemanlarının ortak yanı ise; alansal farklılaşma esasına dayalı idiografik bölgesel coğrafya anlayışını taşıyor olmalarıydı.

Dünyada 1970’lerde başlayan 1980 sonrası hızlanan çok boyutlu değişim ve dönüşümler coğrafyayı da etkiledi. Haritayı ve geometriyi mekânı temsil biçimi olarak kullanan coğrafyacılar bu temsile, hız, çok boyutluluk ve katmanlılık, ölçülebilir ilişkisellik gibi özellikler katan Coğrafi Bilgi Sistemi, Uzaktan Algılama gibi yeni teknolojilerle tanıştılar. Çevresel, ekonomik, teknolojik, kültürel, politik vb. çeşitli boyutlarıyla küreselleşmenin, postmodernizmin, bilgi toplumuna geçişin, üretimin esnekleşmesinin ve ayrıca Sovyetler Birliği’nin dağılmasının yarattığı sonuçların, bütün gezegeni etkisi altına alması sayesinde coğrafyacıların anlayışları da değişti. Son 30-40 yılda tüm dünyada yaşanan bu gelişmeler, aynı zamanda epeydir bir kenarda unutulmuş coğrafyanın, hem fen bilimleri hem de sosyal bilimlerde yeniden keşfedilmesine yol açtı. Küresel ve yerel-bölgesel düzeyde, fiziki ve beşeri coğrafya konularına ve bilgisine olan ilgi arttı. Günümüzde Ankara Coğrafya Bölümü, yeni dünya düzenine uyum sağlamaya çalışan, yer bilimi, alansal farklılaşma, mekânsal ve insan-çevre geleneklerine yer veren, nitel ve nicel araştırma tekniklerini kullanan, çok paradigmalı bir üretim süreci ve yapılanma içerisindedir.